وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا
Güneş'e ve onun parıltısına,
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا
Güneş'e ve onun parıltısına,
وَالْقَمَرِ إِذَا تَلَاهَا
Güneş'in ardından gelen Ay'a,
وَالنَّهَارِ إِذَا جَلَّاهَا
Güneş'i açıp ortaya çıkaran gündüze,
وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَاهَا
Onu örten geceye,
وَالسَّمَاءِ وَمَا بَنَاهَا
Göğe ve onu bina edene,
وَالْأَرْضِ وَمَا طَحَاهَا
Yere ve onu döşeyene,
وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا
Nefse ve onu biçimlendirene,
فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا
Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki,
قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكَّاهَا
Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur.
وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسَّاهَا
Onu kirletip gömen de ziyan etmiştir.
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَاهَا
Semud, azgınlığıyla Hakk'ı yalanladı,
إِذِ انْبَعَثَ أَشْقَاهَا
En azgınları ileri atılınca,
فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ نَاقَةَ اللَّهِ وَسُقْيَاهَا
Allah'ın Rasulü (Salih peygamber) onlara: "Allah'ın devesini ve onun su nöbetini gözetin." demişti.
فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوَّاهَا
Fakat onlar peygamberi yalanlayıp deveyi kestiler. Rableri de günahlarını başlarına geçiriverdi de orayı dümdüz etti.
وَلَا يَخَافُ عُقْبَاهَا
Öyle ya, Allah bu işin sonundan korkacak değil ya.