١يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ
1Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sûr'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!
٢قُمْ فَأَنْذِرْ
2Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sûr'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!
٣وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ
3Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sûr'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!
٤وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ
4Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sûr'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!
٥وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ
5Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sûr'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!
٦وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُ
6Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sûr'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!
٧وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْ
7Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sûr'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!
٨فَإِذَا نُقِرَ فِي النَّاقُورِ
8Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sûr'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!
٩فَذَٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَسِيرٌ
9Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sûr'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!
١٠عَلَى الْكَافِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍ
10Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sûr'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!
١١ذَرْنِي وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًا
11Mal ve ailesiz, tek olarak yarattığım, sonra çok çok mal, servet ve etrafında dolaşan oğullar verdiğim, her türlü imkânı önüne serdiğim, o adamın hakkından gelmeyi sen Bana bırak!
١٢وَجَعَلْتُ لَهُ مَالًا مَمْدُودًا
12Mal ve ailesiz, tek olarak yarattığım, sonra çok çok mal, servet ve etrafında dolaşan oğullar verdiğim, her türlü imkânı önüne serdiğim, o adamın hakkından gelmeyi sen Bana bırak!
١٣وَبَنِينَ شُهُودًا
13Mal ve ailesiz, tek olarak yarattığım, sonra çok çok mal, servet ve etrafında dolaşan oğullar verdiğim, her türlü imkânı önüne serdiğim, o adamın hakkından gelmeyi sen Bana bırak!
١٤وَمَهَّدْتُ لَهُ تَمْهِيدًا
14Mal ve ailesiz, tek olarak yarattığım, sonra çok çok mal, servet ve etrafında dolaşan oğullar verdiğim, her türlü imkânı önüne serdiğim, o adamın hakkından gelmeyi sen Bana bırak!
١٥ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ
15Hâlâ da açgözlülükle imkânlarını daha da artırmama hevesleniyor.
١٦كَلَّا ۖ إِنَّهُ كَانَ لِآيَاتِنَا عَنِيدًا
16Hiç heveslenmesin! Çünkü o Bizim âyetlerimize karşı inatçı kesildi.
١٧سَأُرْهِقُهُ صَعُودًا
17Ben de onu sarp mı sarp bir yokuşa sardıracağım.
١٨إِنَّهُ فَكَّرَ وَقَدَّرَ
18O düşündü, ölçtü, biçti...
١٩فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
19Kahrolası, nasıl da ölçtü biçti!
٢٠ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
20Hay kahrolası! Nasıl, nasıl da ölçtü biçti!
٢١ثُمَّ نَظَرَ
21Sonra baktı...
٢٢ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ
22Derken suratını astı, kaşlarını çattı...
٢٣ثُمَّ أَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَ
23Sonra da sırtını döndü, kibirinden kabardı, arkasına bakmadan çekip gitti!
٢٤فَقَالَ إِنْ هَٰذَا إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ
24“Bu, büyücülerden nakledilen büyüden ibarettir.” dedi.
٢٥إِنْ هَٰذَا إِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِ
25Bu, beşer sözünden başka bir şey değildir.”
٢٦سَأُصْلِيهِ سَقَرَ
26(“Beşer” desin bakalım) “Ben de onu sekar'a atacağım.
٢٧وَمَا أَدْرَاكَ مَا سَقَرُ
27Sekar nedir bilir misin? Nereden bileceksin!
٢٨لَا تُبْقِي وَلَا تَذَرُ
28O, içine atılanı yer, bitirir. Yine de bırakmaz, eski haline çevirip bu işi tekrar eder.
٢٩لَوَّاحَةٌ لِلْبَشَرِ
29Sürekli olarak derileri kavurur.
٣٠عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ
30Üzerinde on dokuz görevli vardır.
٣١وَمَا جَعَلْنَا أَصْحَابَ النَّارِ إِلَّا مَلَائِكَةً ۙ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِلَّذِينَ كَفَرُوا لِيَسْتَيْقِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذِينَ آمَنُوا إِيمَانًا ۙ وَلَا يَرْتَابَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَ ۙ وَلِيَقُولَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْكَافِرُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًا ۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ اللَّهُ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ ۚ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ ۚ وَمَا هِيَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْبَشَرِ
31Biz cehennem görevlilerini sadece melaikelerden kıldık. Onların sayısını da kâfirler için imtihan ve sıkıntı sebebi yaptık ki Ehl-i kitaptan olanlar Peygambere imanda yakîn sahibi olup, daha kesin inansınlar. mü'minlerin imanlarındaki yakinleri artsın. Ehl-i kitap ve müminler tereddüde düşmesinler. Kalplerinde hastalık olan münafıklar ile kâfirler de neticede: “Allah, bu misal ile ne anlatmak istemiş olabilir?” desinler. Böylece Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını Kendisinden başka kimse bilemez. Bu, (yani cehennem veya ondan bahseden âyetler) beşere bir öğüt ve uyarıdan başka bir şey değildir. [2,26]
٣٢كَلَّا وَالْقَمَرِ
32Hayır! İş kâfirlerin dediği gibi değil. Ay'a,
٣٣وَاللَّيْلِ إِذْ أَدْبَرَ
33Ve dönüp giden geceye,
٣٤وَالصُّبْحِ إِذَا أَسْفَرَ
34Ağardığı dem sabaha kasem edip şahit tutarım ki.
٣٥إِنَّهَا لَإِحْدَى الْكُبَرِ
35O sekar belâların en müthişidir.
٣٦نَذِيرًا لِلْبَشَرِ
36Beşer için en büyük uyarıdır.
٣٧لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ أَنْ يَتَقَدَّمَ أَوْ يَتَأَخَّرَ
37İleri veya geri gitmek durumunda olanlar için en büyük uyarıdır.
٣٨كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ
38Ashab-ı yeminden, hesap defterini sağ tarafından alan cennetlikler dışında herkes, yaptığı işlerin rehini ve esîri olacaktır.
٣٩إِلَّا أَصْحَابَ الْيَمِينِ
39Ashab-ı yeminden, hesap defterini sağ tarafından alan cennetlikler dışında herkes, yaptığı işlerin rehini ve esîri olacaktır.
٤٠فِي جَنَّاتٍ يَتَسَاءَلُونَ
40Onlar mutlaka cennetlerde mücrimlerin durumu hakkında, kendi aralarında konuşurlar. O suçlulara: “Neydi bu cehenneme sizi sürükleyen?” diye sorulur.
٤١عَنِ الْمُجْرِمِينَ
41Onlar mutlaka cennetlerde mücrimlerin durumu hakkında, kendi aralarında konuşurlar. O suçlulara: “Neydi bu cehenneme sizi sürükleyen?” diye sorulur.
٤٢مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ
42Onlar mutlaka cennetlerde mücrimlerin durumu hakkında, kendi aralarında konuşurlar. O suçlulara: “Neydi bu cehenneme sizi sürükleyen?” diye sorulur.
٤٣قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلِّينَ
43Onlar şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik.
٤٤وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْكِينَ
44Fakirleri doyurmaz, onların ihtiyaçlarıyla ilgilenmezdik.
٤٥وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَائِضِينَ
45Batıl sözlere dalanlarla beraber biz de dalardık.
٤٦وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدِّينِ
46Bu hesap gününü yalan sayardık.
٤٧حَتَّىٰ أَتَانَا الْيَقِينُ
47Ölüm bizi yakalayıncaya kadar hep böyle idik.”
٤٨فَمَا تَنْفَعُهُمْ شَفَاعَةُ الشَّافِعِينَ
48Artık onlara şefaatçilerin şefaati fayda etmez.
٤٩فَمَا لَهُمْ عَنِ التَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ
49Ne oluyor onlara ki bu öğütten, bu irşaddan arslandan ürküp kaçan yaban eşeği gibi kaçıyorlar?
٥٠كَأَنَّهُمْ حُمُرٌ مُسْتَنْفِرَةٌ
50Ne oluyor onlara ki bu öğütten, bu irşaddan arslandan ürküp kaçan yaban eşeği gibi kaçıyorlar?
٥١فَرَّتْ مِنْ قَسْوَرَةٍ
51Ne oluyor onlara ki bu öğütten, bu irşaddan arslandan ürküp kaçan yaban eşeği gibi kaçıyorlar?
٥٢بَلْ يُرِيدُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ أَنْ يُؤْتَىٰ صُحُفًا مُنَشَّرَةً
52Bu beyler, bu öğütle yetinmeyip üstelik her biri kendisine mahsus özel kitap, özel ferman isterler!
٥٣كَلَّا ۖ بَلْ لَا يَخَافُونَ الْآخِرَةَ
53Hayır! onlar aslında âhiret endişesi taşımazlar.
٥٤كَلَّا إِنَّهُ تَذْكِرَةٌ
54Hayır! Gerçekten bu bir öğüttür, bir uyarıdır.
٥٥فَمَنْ شَاءَ ذَكَرَهُ
55Dileyen onu okur, düşünür ve ders alır.
٥٦وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ ۚ هُوَ أَهْلُ التَّقْوَىٰ وَأَهْلُ الْمَغْفِرَةِ
56Ama Allah dilemedikçe onlar ders alamazlar. Saygı duyulup cezasından sakınmaya lâyık olan da, günahkârların günahlarını bağışlama şanına yaraşan da yalnız O'dur.